14 Şubat! Komşuda Unutulan Çocuk Gibiyim Bugün

Ayfer Küçükkahveci / ayfer@haberinizi.com

Komşuda unutulan çocuk gibiyim bugün… Zaten bırakmalarını istememiştim, şimdi de unuttular beni burada iyi mi?

Buruk, üzgün biraz da sulu gözlüyüm bugün… Ağlamayı hiç sevmem ama gözlerim de dinlemiyor beni nedense…

Acıktım ama anne yemeklerine alışmış damağım komşu yemeklerine itiraz ediyor… Sevdiğim yemeklerden yemek istiyorum ama kendi evimde değilim ki…

Kalbi acır mı insanın? Ya da acıyan yerin kalbi olduğunu nasıl anlar insan?

Bütün bunlara neden sadece özlem mi? Özlem kötü bir şeyse, peki, o zaman neden özler ki insan?

Etrafında bir sürü insan varken sen git en uzakta olanını yanında iste… Olacak şey mi?

Oluyormuş işte… Gerçi akşama ne kaldı ki?

Tuhaf, sessiz, isimsiz bir gün bugün…

Severken acı çekmenin ne demek olduğunu sessiz sessiz anlatan bir gün…

İnsan mutlu olmalı aslında değil mi sevdiği ve sevildiği için… Neden bu kadar sevgiden yoksun hissediyorum o zaman ben kendimi?

Sevdiğim uzakta olduğu için mi, ben onun uzağında olduğum için mi?

Anlam karmaşası kendimi ait hissetmediğim komşu evinde olduğumdan mı kaynaklanıyor acaba?

Kelimeler neden yetersiz gibi bugün? Komşudan istesem birkaç tane kelime verse bana… Ama ödünç olur o zaman… Benim olmaz o kelimeler de değil mi? Annem bir fincan kelime istedi diye dayansam tüm komşuların kapılarına… Hepsinden bir sevgililer günü yazısı çıkar mı ki?

Ya komşular hiç sevmediyse bugüne kadar benim gibi… O zaman daha da manasız olmaz mı ödünç alınan kelimelerle yazılan yazı…

Ancak bu kadar saçmalamayla doldurulurdu bir köşe… Ama olsun… Her zaman illa ki mantıklı düz yazmak olmuyor işte…

Bazen kelimeler istedikleri gibi diziliyor cümlenin orasına burasına. Toptan okuyunca belki anlam kazanır…

Aidiyet duygumu kaybettim… Hükümsüzdür diye ilan versem…

Kendimi yabancı hissettiğim ama aslında çok tanıdık olan bu komşu evinde, komşu da benim burada olmamdan pek memnun değil nedense bugün… Halbuki çok severler beni… Ama bugün değil… Çok asık suratlıyım diye mi acaba? Biraz şebeklik yapsam, en azından birkaç kelime verir mi bana?

İşte yine akıyor gözyaşlarım… Alın artık beni buradan… Ait olduğum yere yârimin yüreğine götürün ya da onu bana getirin diye bağırsam…

Herkes el ele, göz göze bugün… Güller, yüzükler havada uçuşuyor… Şarkının da dediği gibi havada aşk kokusu var… O zaman ben neden bu kadar biçare hissediyorum kendimi? Benim de bir sevgilim var oysaki…

Çünkü ben komşudayım… Sorun bu değil mi? Ya da bu bir sorun mu?

Kalbim de kafam kadar karışık bugün… Bugün, o gün değil belki de… Belki de ondandır bunca anlam karmaşası, kelimelerin doğru cümleler kuramayışı…

300 yıl daha sürse bu sevgi, bi sürü bi sürü anlam taşısa içinde ve kimse anlamasa, bilmese… Gözleri güzel yârim duyar mı ki beni buralardan? Duymasa da hisseder bilirim… Yalnızlığa yeni tanımlar bulduğum, adını bir türlü koyamadığım duygularla baş ederken, yemişim yılda bir kez kutlanan sevgililer gününü…

Bence bugün sevgililerin günü, gerçek sevenlerin değil… Çünkü gerçek sevenlerin günü olmaz. O zaman bize her gün sevgililer günü…