Atina’da Bazı Metro İstasyonlarının İsimlerinin Anlamları

Ozan Kemal Çullu / ozankemal72@gmail.com

Atina metrosunu her gün kullanan insanlar çok iyi bilir. İçinde bulunduğunuz tren ne zaman merkezi istasyon olan Sintagma’ya gelse yunanca ve İngilizce anons yapılır. “Aya Marina- Doukissis Plakentias-Havaalanı metrosu için aktarma yapabilirsiniz” Anonsu yapan hanımın yunanca ses ve tınısı kulaklarınızda sürekli yankılanır. Yunancanın hafif peltek, nazlı sesi bütün trene yayılır.

Aradan aylar geçince ister istemez insan merak eder bu istasyon isimlerinin anlamı nedir? “Ne demek bu Doukissis Plakentias? ya da Metaxourgiou ?” İlk anlamını öğrendiğim istasyon ismi Metaxourgiou oldu. İpek fabrikası demekmiş. O bölgede zamanında böyle bir fabrika varmış adını bulunduğu semte vermiş. Pek Doukissis Plakentias? Havalanına giderken şehir merkezinden uzaklarda bir bölge. Meğer yunanca bu iki kelime Piacenza düşesi demekmiş. Peki, İtalya’nın kuzeyindeki bu şehirden birinin burada ne işi varmış? Topçu subaylığından İmparator olan Napolyon Bonapart Fransa’yı kendi psikoloji ve hırsıyla şekillendirirken Korsikalı olmanın verdiği etkiyle İtalya üzerine çok düşmüştür. Çünkü Korsika aslında Cenevizlilere bağlı bir adaydı. O yüzden Korsikalı olan Napolyon hem İtalya’yı oluşturan devletlerin oluşmasında hem de İtalya milliyetçiliğinin kurulmasında çok caba harcamıştır. Fransa yönetiminde kendinden sonra gelecek sistemi kurmuş ve bu yönetime gelecek kişilere payeler hazırlamıştır. İktidarda iken yarattığı Piacenza Düklüğü payesi de böyle bir şeydi. Dükler Fransız ve Paris’teydi.

Bu uydurma düklüğün ilk Dükü Sorbon üniversitesi Navarra Koleji Felsefe bölümü bir avukattı! Charles François Lebrun, Fransa krallarına hizmet verirken Fransız ihtilalinin rüzgarı ile devrimcilere hizmet etmeye başlamıştır. Napolyon ile tanışmasından sonra en gözde adamlarından olmuş ve uydurulan bir düklük ile asil yapılmıştır.. Fransa’nın kare asından biri olduktan sonra önemli işler yapmıştır. Sadede gel peki kim bu Piacenza Düşesi yahu dediğinizi duyar gibi oluyorum! Piacenza düşesi Sofia’nın kayıtlardaki hikayesi İlk defa Piacenza Dükü Charles’ın oğlu Anne Fransuva ile evlendikten sonra başlıyor. Doğum yeri Amerika’daki Philadephia çünkü babası çok ünlü bir Fransız politikacı ve politik ilişkileri yüzünden Markiz ünvanı alıyor. O zaman ünü taa Amerikalara gidiyor ve Amerika’nın kuruluşu döneminde orada bir çok faaliyette bulunuyor. Orada tanıştığı bir Amerikalı hanımla evleniyor ve gelecekteki Piacenza Düşesi Sofia doğuyor.

Sofia’nın dramı kocasıyla evlendikten sonra başlıyor. Sürekli işleri ile meşgul olan koca eşiyle hiçbir arada olamıyor. Hukuki olarak boşanmıyorlar ama ayrı ülkelerde yaşamaya başlıyorlar. Fransız devriminden 35-40 yıl sonra bağımsızlığını kazanan Yunanistan tüm batılı zenginlerin ilgisini geçiyor. Çünkü bu ülkenin Avrupa medeniyetinin merkezi olduğunu öğreniyorlar. Bu ülkenin kuruluşu ve yeniden imarı ve Avrupalılaşması için ellerinden geleni yapmaya başlıyorlar. Kafalarındaki Antik Yunan medeniyetini yeniden inşa etmeye başlıyorlar.

Bu sırada Düşes yeni başkent Nafliyo’ya yerleşiyor ve Paris’te tanıştığı yeni Yunan devletinin başı Yoannis Kapodistria’nın en büyük destekçisi ve finansörü oluyor. Fakat 17 aylık bu dönemden sonra birden Düşes, Kapodistria ile ters düşüp politik muhalif oluyor. Düşes İtalya’ya gidiyor ve bu sırada yerel Beylerden Kosta Mavromihalis ve Kardeşi Devlet başkanı Kapoditriayı başkent Naflionun meydanında öldürüyorlar!

Suikast 1831 yılında gerçekleşiyor ve Düşeş 3 yıl sonra Yunanistana geri dönüyor.Fakat artık Yunanistan’ın yeni başkenti Atinadır. Yeni kurulan Atina’da bugün metro istasyonu olan arazileri satın alıyor ve şimdi Parlamento olan Kral Otto’nun sarayının bulunduğu Kraliçe Sofya caddesinde kocaman bir villa yaptırıyor. Yaşadığı dönemde Yunan Kralı olan Bavyera Prensi Otto ve eşi Danimarkalı Kraliçe Amalya’da en yakın dostlarından oluyor.

Günümüzde Bizans müzesi olan villa hala gidip görenleri zarafeti ve ilginç yapısıyla etkiliyor. Villa yapımı sırasında villayı yapan mimar Stamatyos Kleantis ile aşk yaşamaya başlıyor ve yazılı kaynaklara göre nişanlanıyorlar. Ama Yunan halkı arasında hiç nişanlanmadıkları söyleniyor. Bu aşktan olan kızları Eliza ise Düşeş ile yaptıkları bir Beyrut gezisi sonrası Zatürreden ölüyor. Düşeş yavrusunun bedenini gömmüyor ve mumyalatıp evin içinde saklamaya başlıyor.Aradan geçen bir kaç yıl sonrası Eliza’nın mumyalı bedeninin bulunduğu ev bir yangında kül oluyor. Düşes kendini hayır işlerine veriyor ve Ortodoksluktan Yahudilik inancına geçip Halkida ilinde bir sinagog yapımına maddi destekte bulunuyor. Sonraları hayattan elini çekip sesiz bir hayat yaşayıp bu dünyadan ayrılıyor.