Ozan Kemal Çullu / Aşkın Gizemi

Ozan Kemal Çullu / ozankemal72@gmail.com

Bana bu makaleyi yazdıran güç tesadüfen Youtube hesabımda çalma listesine giren “Sihirli Aşk” şarkısının melodilerinde saklıydı.

Mevsimler geçti, değişti insan da
Aşka yer kalmadı yaşamda
Çocuklar gibi doğmalı aslında
Sevenler olmalı yarın da
Kalpler hatırlar sen unutsan da

Bir sihirdir o çok zaman
Büyü olur sarar dört yandan
Ateş gibi yakar bazen
Bir umut sanki yaşatan.

Bazen sessizce hayat gelir geçer
Bazen fırtınalar kasırgalar eser
Yıllardan beri böyle sürer gider
Mutlusun bir kere sevmişsen eğer
Görmezse gözler bilinmez renkler.

Ajda Pekkan’ın 1983 yılında çıkmış olan  “Süperstar 3” albümünde 10 yaşındayken dinlediğim bir şarkıydı. O yıldan beri hiç  dinlemediğim bu şarkı içindeki seslerle bana o yılları birden geri getirdi. Şarkının sözleri “Fikret Şenes” hanımefendiye ait. Türkçe sözleri İngilizce orijinalindeki anlamlara sadık olarak yazmış. Şarkının melodisine gelirsek düzenleme aynı orjinalindeki gibi kaliteli. Türkçe şarkıyı bırakıp orjinali “Mystery of Love” “Aşkın Gizemi” olan şarkıyı Donna Summer’ın ölümsüz sesinden dinledim. Uzun yıllar hiç duymadığımız bir müzik aynı fotoğraf albümü gibi size geçmişin tüm izlerini geri getirir. O yıllardaki tüm anılar karşınıza aynı eski bir film gibi çıkar. Birden o döneme gidersiniz. Neler yaptığınızı, çevrenizdeki insanları ve olayları hatırlarsınız.

İşte o zaman anlarsınız ki zaman tüneline girmek için bir makineye girmeye gerek yoktur. Kulaklığı takıp o zamana akabilirsiniz. Bu şarkıda kullanılan tüm enstrümanların sesleri ve düzenleme bana 1980’li yıllardaki bir çok şeyi hatırlattı. Kadıköy’de yeni dikilmeye başlayan 10 kat üzeri binalar, Kristal Büfe’de yediğimiz “Banana Split”, Los Angeles Olimpiyatları, Kadıköyden başlayıp Kartala kadar uzanan arazide yeşilliklerin içine kondurulmuş sanat eseri konaklar. Bu konakların müştemilatında hala inek besleyip günlük süt satanlar vardı o zaman. Erenköy’de inek böğürtüsü çok normaldı 1982 yılında. Fenerbahçe’de sahilde denize girebiliyorduk. Fenerbahçe burnu henüz park yapılmamış bir mesire alanıydı.

Radyolu bir saat alabildiğimi (kulaklıklı) çok iyi hatırlıyorum. Çocukların aileleri yanında ses çıkarmamaları ve büyüklerin konuştuğu şeyleri dinlemeleri çok önemliydi. Komşulara gidip yalnız başına oynamak çok normaldi. İnsanlar birbirlerinin evinde saatlerce geçirebilirdi. Hele çocuklar! İnsanlar komşularının çocuklarını evine çağırıp birlikte yemek yerlerdi. Ya da evlerine çağıracakları çocukların sevdiği oyuncaklara sahip olanlar grup olarak veya tek çocukların evlerinde oynamalarına izin verirdi. Başka komşudan su veya yiyecek bir şey istemek çok normaldi. Fatih gibi semtlerde sokaktan geçerken bir kapıyı çalıp bir bardak soğuk su isteyebilirdin. Çünkü yaz sıcağında plastik şişe olmadığı için su satan yerler yoktu. İnsanlar tanımadığı insanlardan çok korkmazdı. Hijyen diye bir şey yoktu. Her şey ellen yenir ve hazırlanırdı.  Hayatımızı korkular yerine umutların sardığı bir dönemdi. İnsanın çocukluğu daha ümit doludur dediğinizi duyar gibi oluyorum. Doğru! Çünkü çcocukların korkusu daha azdır. Hatta korkusuzdurlar. Ne kadar çok hayal kurup onları gerçekleştirmek için çaba sarfedersek o kadar hayatın içinde kalacağız.  Bir çocuk gibi inatçı ve korkusuz olacağız. Bir çocuk gibi ümitli ve sevgi dolu!

Aşkın gizemi işte bu. Yeniden ve her zaman ümitle dolmak!