Zararlı Anne Sendromu “Masumlar Apartmanı”

Perihan Gülseven / peri@haberinizi.com

TRT1’de başladı Masumlar Apartmanı. Psikiyatri Uzmanı Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun “Madalyonun İçi” adlı eserinden uyarlanmış. Senaryo güzel, oyuncular süper. Hele Ezgi Mola. İnanılmaz bir performans.

Diziyi ilk izlediğim andan itibaren çocukluk travmalarımla boğuşuyorum. Aile, akraba, çevre… Şükür ki fazla değiller, şükür ki atlatabildim, şükür ki farkında olarak büyüdüm. Bir ailenin, bir annenin çocuğuna isteyerek ya da istemeden neler yapabileceğini izliyoruz. Safiye’nin (Ezgi Mola) annesinin ona yaşattıklarını kardeşlerinde nasıl uyguladığını görüyoruz. İnci’nin (Farah Zeynep Abdullah) dedesinin torununa uyguladığı psikolojik tacize tanık oluyoruz. Han’ın (Birkan Sokullu) temizlik takıntısı annesine inat geceleri başka bir insana dönüşmesini izliyoruz.

Diziyi kendi gördüğüm şekliyle daha sonraki yazılarımda irdeleyeceğim de ben bugün sizlere farklı bir konudan bahsetmek istiyorum. Hiç duydunuz mu bilmiyorum. ‘Zararlı anne sendromu.’ ABD’li psikolog yazar Jill Churcil mükemmel bir anne olmanın hiçbir yolu olmadığını düşünürken, iyi bir anne olmanın ise binlerce yolu olduğunu söylüyor. Ancak, annenin gerçekten bir anne olma arzusu yoksa ne olur? İşte zararlı anne sendromu tam da burada çıkıyor.

Anne olmak için canını dişine takan kadınların yanı sıra anne olmayı hiç istemedikleri halde çeşitli sebeplerden ötürü anneliğe zorlanan kadınlar da var. Zorla anne olan çocuklar. Kadınlığı anne olmayla ölçen klişe bir düşünceye sahip insanlar. Çocuk istemeyen, anne olmak istemeyen ama saçma nedenlerle anne olan kadınlar.

Zararlı anne çevresi tarafından yaratılan bir kaderin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Aile, eş baskısı, tecavüz, gelenekler, aileyi eşi bir arada tutma isteği… Birçok sebep eklenebilir ama sebepler bu kez sonucu değiştirmiyor. Zorla anne olan kadın, annelik yapamadığı gibi çocuğuna zarar veriyor.

Bu durum birçok kez, annenin narsis davranışlar sergileyen bir kadına dönüşmesine sebep oluyor. En kötü senaryo ise annenin çevresine terör estiren bir kadın haline gelmesi. Yaşamak istediklerine engel gördüğü çocuğunun hayatını zindana çeviren bu kadınlar hem kendilerini hem de çocuklarını mutsuz ediyor.

Zararlı bir annenin dünyası tamamen egoist bir yapı içerisinde olduğundan, çocuğu için herhangi bir empati besleyemiyor. Aksine kendi eksikliklerinin ve başta kendisini rahatsız eden çocuğunun kusurlarını ve olumsuz özelliklerini düzenli olarak ortaya çıkarıyor. Çocuk ne yapsa annesinin standartlarını asla karşılayamayacak ve acımasızca eleştirilecektir. Sürekli zor hedeflere yönlendirilen bu çocuklar, yapamayacağı şeylerle karşı karşıya oldukları için ve kendisine koyulan hedef çok yüksek olduğu için başarısızlık ve değersizlik hissiyle çok erken tanışırlar. Ve yine çok yüksek konan hedefe yetişemedikleri için aşağılanır, eleştirilir ve suçlanırlar.

Zararlı annenin çocukları üzerindeki en büyük baskısı, çocuklarına karşı kurban rolünü oynamasıdır. Bu çocukta suçluluk duygusunu geliştirerek, annesinin hasta olması ya da kötü durumda olmasının sebebi olarak kendisini görmesine neden olabiliyor.

Zorla anne olan büyüttüğü çocuk saldırgan, madde bağımlısı, kötü karakterli ya da içine kapanık bireyler olarak büyüyorlar. Zararlı bir anne tarafından büyütülen ve anne olan bir kadın kendi çocuğuna da kendisine davranılan şekilde davranıyor. Öyle olmak istediği için değil, başka türlüsünü bilmediği için. Erkek çocukları annelerini dayak yerken görerek büyüdüklerinde hiç istisnasız eşlerine şiddet uyguluyorlar. Kadına şiddete dur demeye çalışırken önce kadınlarımızı eğitmeliyiz ki iyi birer erkek evlat yetiştirebilsinler.

Tabii ki bunun tedavisi mümkün. Profesyonel destekle çözülebiliyor. Ama tabi öncelikle bu desteğe ihtiyacı olduğunu bilmesi ve ulaşabilmesi gerek.

Ah keşke tüm kızlarımıza yaşadıklarının kader olmadığını, bunları yaşamaya mecbur olmadıklarını öğretebilsek…